‘Öykü’ Kategorisi için Arşiv

Mezarlık Mühendisi

Pazar, 20 Temmuz 2008

Ben bir mezarlık mühendisiyim. İnsanların çoğu böyle bir meslek olduğunu bilmiyor. Benden bunu öğrendiklerinde ise ne kadar mühim bir vazifeyi icra ettiğimi tam anlamıyorlar. Hatta inanmazsınız arkasını dönüp gülenleri bile gördüm.
Oysa dostum ben anlatayım da siz takdir edin ne kadar mühim bir iş gördüğümü. Herhangi bir yakınınız öldüğünde gidip belediyeden bir mezar yeri satın alırsınız ya. İşte o ödeme makbuzu ile mezarlıklar müdürlüğüne geldiğinizde görev artık bana devredilmiştir. Satın aldığınız mezar yerini ölçüp belirler ve kazılacak yerlere kazık çaktırırım. İşçiler benim belirlediğim yeri kazıp mezarı hazırlarlar. (more…)

Söz anne, yine kazanacağım

Cumartesi, 12 Nisan 2008

Sana söz veriyorum anne, bu sınavı da yüzümün akıyla kazanacağım. Sen beni hep kalp doktoru olarak görmek isterdin ya ben bu hedefi hiçbir zaman kaybetmedim. Anadolu Lisesine girerken aldığım derecelerde de üniversiteyi kazandığım zaman da senin bu isteğin hep bana rehberlik etti.

Hatta Tıp Fakültesini kazandığımı öğrendiğim o sıcak yaz günü sevinç gözyaşlarını senin mezarının başında dökmüştüm. Şimdi de uzman olmak için senin deyiminle “kalp doktoru” olmak için bir sınava gireceğim. Sana tekrar söz veriyorum anne bu sınavı da kazanacak ve senin istediğin bir doktor olacağım.

Ama bu sınav gerçekten çok zor bir sınav. Bunun için de ayrıca bir kursa gideceğim. Biraz önce de bu kursa kayıt olmak için görevlisi ile görüştüm. Beni geçmiş günlere götüren, yeniden sana verdiğim sözü hatırlamama sebep olan da kızın “Siz tıp fakültesini bitirmeye yaklaştığınıza göre geçmişinizde birçok başarılı sınav deneyimi var değil mi?” demesiydi.

Evet birçok başarılı sınav geçtim ama bugünkü görüşmeden sonra sana verdiğim sözü yeniden hatırladım ve ne pahasına olursa olsun bu sınavı da kazanmaya karar verdim.

Ne pahasına olursa olsun dedim ya; gerçekten benim için çok ciddi sayılabilecek bir para istiyorlar. Burslarla ve dayımın gönderdiği harçlıklarla geçinmeye çalışıyorum. Bazı kitapları alamıyor kütüphaneye gidip çalışıyorum, buna rağmen bu kadar pahalı bir kursa gidip gitmemekte tereddüt ettim. “Kursunuz çok pahalı?” dediğimde kız:

“Aslında pahalı olan şey kalitedir, pahalı olan şey kaybetmemeniz gereken zamandır.” deyince ben kanatları koyuverdim. Evet birçok sınav kazanmıştım ama bu sınav gözümü korkutuyordu. Doğrusu sırf ucuz olsun diye kaybedilecek bir zaman riskine giremezdim.

Kayıt için bana bilgi veren bu kızda gerçekten garip bir hal var. Yani açıkçası işini çok iyi yapıyor. Herhalde öyle de olmalı. Şiir gibi akıcı konuşuyor, her soruya cevabı hazır olmasına rağmen bu cevaplar basma kalıp gibi sırıtmıyor. Başka kurslara da gitmiştim, onlar da benzer şeyler konuştular ama nedense tezgahtar havasıyla konuşuyorlardı. Beni anlamadıkları gibi bir hisse kapıldım. Ama bu kızın beni çok iyi anladığını düşünüyorum.

Bana “doktor hanım” diye hitap etmesinden, kahve ısmarlamasından ve çalan telefonuna “bir misafirim var, ben seni sonra arayayım” demesinden acayip onurlandım. Doktor olduğuma ciddi ciddi inanmaya başladım. Oysa nöbetlerde hastalarla ilgilensem bile kendimi doktor gibi değil daha çok hademe gibi hissediyordum.

Ben tabii sınavı gözümde çok büyütüyordum. Çok zor bir sınav olduğunu biliyorum, herkes de öyle söylüyor. Nasıl kazanacağım, dersaneye gitmek ne kadar faydalı olacak, kazanamazsam ne olacak gibi sorular ve endişeler kafamın içinde dolaşıp dururken gidip oturmuş ve “dersaneniz hakkında bana bilgi verir misiniz?” demiştim.

Dedim ya söylediği her şeyden çok etkilendim. İşte bu dedim, benim aradığım yer de aradığım heyecan da bu. Sözleri hala kulaklarımda çınlıyor:

“Kazandığınıza inanırsanız kazanırsınız, daha önce de kazanmadınız mı?”

“Staj sınavlarınızın hepsini geçtiyseniz, bunların toplamı olan TUS’da da başarılı olmamanız için bir neden var mı?”

“Başarısız olanlar yeterince programlı çalışamayanlar, motive olamayanlar ve zamanını iyi değerlendiremeyenlerdir.”

“Ben sizi çok iyi anlıyorum. Paranızın boşa gitmesini istemiyorsunuz, zamanınızın da boşa gitmesini istemiyorsunuz. Sonradan pişman olup hayal kırıklığı da yaşamak istemiyorsunuz. Doktor hanım insanlar aldatılmış olmak istemezler. Ben size hizmetlerimizi anlattım, eminim başka yerlerden de bilgi almışsınızdır. Kararınızı özgürce verin. Sadece kendinizi düşünerek karar verin.”

Kızcağız konuşurken ben pür dikkat dinliyorum ve bir taraftan bugünden başlayarak neler yapacağımı kuruyorum kafamda. Önce eve gider gitmez odamı düzenleyeceğim. Ciddi bir program yapacağım kendime, yarını beklemeden bugünden çalışmaya başlayacağım.

Yine kalemler bitecek, fosforlar akacak parmaklarımdan aşağıya doğru. Yine zor bir soru üzerinde düşünürken tükenmez kalemin arkasını ısırdığımı ancak ağzıma akan acı metalik tadı hissedince farkedeceğim. Yine gecenin bir vakti irkilip masada uyduğumu farkedeceğim. Biliyorum arkadaşlar bana: “Hadi kızım bu akşam da ara ver, biraz açılırsın, bizimle takıl diyecekler” ama ben onları dinlemeyeceğim.

Deneme sınavlarına girerken kalbimin küt küt atmasına bir türlü engel olamıyorum. Acaba diyorum buna da bir öneriniz var mı?

“Var tabii” diyor. Uzmanları varmış, program yapıyorlarmış, sınav stresiyle başetme bilmem ne filan anlatıp duruyor. “Ama ablacığım ben bu heyecanı seviyorum. Bundan rahatsız da değilim” demek istiyorum ama sonra vazgeçiyorum.

Ben kararımı verdim, bu kursa gideceğim. Bu kararı verirken bana kursu anlatan kızın sözleri mi etkili oldu, yoksa başka bir şey mi bilmiyorum. Çok iyi bildiğim şey ise bir insan karşıdakini anlayabilirse onu etkileyebilir. Belki de bana kurslarını anlatan herkes aynı şeyleri söyledi. Ama bu kızın konuşması gerçekten etkiledi beni. Eğer ders anlatan hocalrı da böyle ise, kursları da böyle ise gerçekten faydalı olacağına inanıyorum.

Evet yine bir kurs maratonu başlayacak, yine geceler boyu çalışacağım. Koca koca kitaplar devireceğim, ders notlarını farklı renkli kalemlerle habire boyayacağım.

Nedense o kadar çok kendime güvenim geldi ki şimdi. Sanki dünyalar benim oldu. Önümde hiçbir engel kalmadı. Sınav anı gözümün önünde canlandı, sınav sonuçlarının açıklandığı günü hayal ettim. Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi oldu. Ama dedim ya ben bu heyecanı en derinden yaşamak istiyorum zaten. Hatta taşikardiden düşüp bayılsam bile bu hoşuma gidecektir.

Sıkıntılı asistanlık dönemleri, uykusuz geceler, günaşırı nöbetler hızlıca geçti gözümün önünden. Hocayla vizitler, yediğim fırçalar, uyuyakalıp unuttuğum kanlar, ameliyatlar, hasta hazırlamalar. Hepsi hepsi o kadar hızla geçti ki bunlara tahammül etmekte zorlanmayacağımı düşündüm.

Ve o en son günü “kardiyoloji uzmanı” olarak tayinimin çıkacağı günü hayal ettim. Sadece o günkü mutluluk için bütün sıkıntalar katlanabilirim. Ve sadece bir hastayı bile olsa hayatta tutabilen kişi olmanın vereceği mutluluğu düşündüm. Ve bu o kadar keyif verdi ki bana. İnan anne o güne eriştiğimde seni yanımda hissedeceğim.

Ama anne inan seni hiçbir zaman mahcup etmeyeceğim. Bu sınavı da iyi bir dereceyle kazanacağım ve uzman doktor olacağım. “Kardiyoloji uzmanı” olabileceğime artık tüm yüreğimle inanıyorum.

Fakat anne, ben “kalp doktoru” olamam. Asıl kalp doktoru sensin biliyorum.

İşin Hikayesi - 1
Yirmialtı tekerli vinç

Cuma, 05 Ekim 2007

“Bir saate kadar orada olurum” diyerek telefonu kapattığımda yeni bir iş bağlamanın keyfiyle ellerimi oğuşturdum. İş çok fazla büyük bir iş olmasa bile bulvarda referans olacak bir tabelayı yapmak benim için önemliydi. Elimizde çok daha büyük işler vardı aslında. Bir benzin istasyonları zincirinin kurumsal kimlik değişikliğini yapan ajanstan aldığımız benzinlik giydirme ve totem çalışmasının bölgemize düşen kısmını yetiştirmeye çalışıyorduk. Fakat ajans ölü denilebilecek bir fiyat veriyor ve oldukça sıkı bir teslimat prosedürü vardı. Her bir istasyon için tarihli sözleşme yapmış ve geciken her gün için ödememizden ceza kesilecekti. Ufak tefek folyo kesim işleri de vardı elimizde. Atölye bütün bunları ancak yetiştirecek durumdaydı. Ama nedense gelen bu telefondaki işin adresi beni çekmişti. Tabelası değiştirilecek binayı biliyordum. Buraya yapacağımız tabela bizim içn ciddi referans olabilirdi. Alacağımız tüm büyük işlerde göğsümü gere gere o tabelayı gösterecektim.
(more…)

Tesbihimi buldum

Cumartesi, 22 Eylül 2007

tesbih.JPG
Bug?e? daha bir parlak, ben de daha bir keyifliyim. Bir yıla yakındır kaybettiğim tesbihimi buldum zira. Kaybettiğim g?bu yana i穭de onu bulma ?i hi砹itimemi?tim zaten. Uzakta olmadığını biliyordum. Nitekim ge祮 yıl dolaba kaldırdığım ve bir daha giymediğim bir k??l???m?n cebinden 翫t?.
Bir tesbih bu kadar ?li midir, bu kadar mutlu eder mi demeyin. Siz benim o tesbihten neler ald???m? onun olmad??? zamanlarda neler kaybetti?imi bir bilseniz.
(more…)