Başmakaleler - 3 (İlim ve Sanat - Panzehir Dergileri Başmakaleleri)

Başmakaleler 3
Kitabın Adı : Başmakaleler - 3 (İlim ve Sanat - Panzehir Dergileri Başmakaleleri)
Yazarı : M. Esad Coşan
Yayınevi : Server İletişim
Yayın Tarihi : 2008 (1. baskı)
Kitap Server iletişimin diğer yayınlarında da olduğu gibi titiz ve güzel bir baskı ile okuyucuya sunulmuş. Kitabın kapağında yazarın kendi el yazısı ile imzası olması ve bu imza ile yazarın adının gofre (kabartma) yapılmış olması da bu titizliğin bir sonucu olsa gerek.
Eser İlim ve Sanat mecmuası ile Panzehir dergilerinde yayınlanan başmakalelerin derlenmesi ile oluşturulmuş. Editörün sunuş yazısından anlaşıldığı üzere İlim ve Sanat Mecmuası 1985 - 1998 yılları arasında, Panzehir dergisi ise 1991 - 1998 yılalrı arasında yayınlanmış.
İlim ve Sanat mecmuası başmakaleleri kimi zaman milli kültür ve sanatımızın (başka bir deyişle medeniyetimizin) ulvi ve yüce değerlerine vurgu yaparken bu değerlerin yağma edilmesi, kaybolması, yaşatılmaması veya sömürgciler tarafından erozyona uğratılması akrşısında okuyucuya ciddi uyarılar yapıyor; kimi zaman tarihi bilincine dikkat eçekilmiş ve günümüze ışık tutacak önerilerde bulunulmuş. Aynı şekilde Panzehir dergisi başmakalelerinde daha çok sağlıklı yaşamak, sağlıklı beslenmek, bilimsel çalışmaların önemi üzerine nefis değerlendirmeler yapmış hocaefendi.
Yazıların hemen hepsinde reşete tarzında madde madde çözümler de ortaya konulmuş. Bu çözümlerin büyük ekseriyeti hala günümüzde de devam eden bazı sorunlarımızla ilgili.
Tasavvufi bir kişilik olduğu bilinen M. Esad Coşan (Merhum) bazı yazılarında “nefs-i emmare” denilen kişinin kendi nefsi ile olan mücadelesini beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri de yine pratik öneriler ve reçetelerle okuyucunun istifadesine sunuluyor.
Yayınlandığı zaman keyifle okuduğumuz bu iki derginin başmakalelerini şimdi kitap olarak okurken çoğu çözüm önerisi ve reçetenein hala geçerli olduğunu ve hala hayata geçirilmediğini görünce herkes adına bir nebze sorumluluk hissediyor insan.
Okuduklarımdan dikkatimi çeken ve altını çizdklerimi aşağıda sayfa numaraları ile bulabilirsiniz.
a) Mutlaka çalışkan olmalıyız.
b) Çok ve devamlı okumalı, mesleki literatürü, ilmi geliştirmeleri yakından, -¬İlmi mecmualar, yeni etüt ve makaleler seviyesinde – takip etmeliyiz
c) Batı dillerinden en az birini ve kendi kültürümüzün temeli olan Arapça’yı, Farsça’yı ve Osmanlıca’yı iyi öğrenmeye girişmeliyiz.
d) Meseleleri ilmi açıdan ele almayı, orijinal araştırmalar, incelemeler, etütler yapmayı, ilmi ve olgun düşünmeyi, bitaraf ve serinkanlı karar vermeyi öğrenmeliyiz. (sf. 18)
Ana ve temel sebep İslam’dan uzaklaşmamız ve gafletimizdir. (sf. 19)
Artık bu gafleti bırakıp silkinmeliyiz.
Yeniden toparlanmak için elimizde her türlü avantaj ve imkan mevcuttur :
Mali bakımdan çok zengin ülkelerimiz, finans kaynaklarımız var. Dünya nüfusunun büyük ve etkin bir kısmına sahibiz; ayrıca sayıca bütün hasımlardan daha üstünüz.
Var gücümüzle ilme sarılmalı, her şeyin en yeni, en modern, en güçlü, en güzelini bulmaya çalışmalı ve yapmaya girişmeliyiz. (sf. 20)
Hasımlarımızı dikkatle izlemeli, her yenilik ve gelişmeye karşı, bir başka üstünlükle mukabele etmeliyiz. Gaye onlara yetişmek değildir. Onları geçmek, hatta onları başarı ve hazırlığımızla ürkütmek, bize Kitabımız’ın buyruğudur. (sf. 21)
Oturup ağlamakta fayda yoktur. Yuvamız zalim ellerce yıkılmışsa yeniden yapacağız; kökü diplere, dalları göklere yayılmış ulu ağacımız hain baltalarca kesilmişse dipten taze ve canlı filizler yeniden yükselecektir. (sf. 24)
Osmanlı ilk devirlerde safi ve samimi idi; adaletle hükmediyordu; ilme ve alime rağbet ve hürmet, ihtisas erbabına, sanata ve sanatkara itibar ve riayet gösteriyordu. (sf. 25)
Güzel duygular, ince sanatlar, lirizm, hoşgörü, zarafet… altın devrini yaşıyordu; komşu ülkeler onlara gıpta ediyorlardı. Halkımız mutlu ve müreffeh idi. (sf. 26)
Krallığın devrilmesinden sonra Libya, milli gelirinin büyük bir kısmını silahlanmaya tahsis etmiş, güçlü SAM füzeleri, Mig uçakları, radarlar vs. sahibi olmuş ; kızları dahi askere almış; halkını harbe hazır olması için çeşitli teçhizatlarla donatmış,her apartmanı ayrı bir askeri birlik halinde savunmasını hazırlamaya mecbur kılmış; ortaokul , lise veyüksek okulları birer askeri kışla şeklinde düzenlemiş, öğrencilere rütbe ve silah dağıtmış; dünyanın her yerindeki çatışmalarda kendinin uygun bulduğu tarafa petrol, silah ve personel yardımı yapmış; Akdeniz’de İsrail ve ABD için gerçekten bir tehlike teşkil etmeye başlamış idi. Kendine güveniyor, yarı blöf, yarı ciddi, Amerika’ya, NATO’ya, komşu ülkelere tehdit yağdırıyor, düşmanın saldırı tehdidinden korkmuyor, ısrarla,gelirlerse harbe hazır olduğunu vurgulayarak meydan okuyordu.
Fakat çıkan çatışmalarda Amerikan silah, teçhizat, teknoloji, metot ve eğitim standartlarının Libya’nın elindekilerden çok üstün olduğu görüldü. (sf. 27)
Amerika, dayandığı yüksek ilim, metot, disiplin, politika, eğitim ve teknoloji gücü ile hasımlarına net bir üstünlük sağlanmıştı.
Cehaleti , adaveti, inadı, çekişmeyi, çatışmayı, bölünmeyi,şahsi menfaati, düşmanın oyununa alet olmayı, hasmı dost edinip beslemeyi, desteklemeyi… bir yana bırakmalıyız.
Sonra Var gücümüzle ilme, sanata, kültürel ve moral çalışmalara, araştırmalara, teknolojik gelişmeleri yakından takibe sarmalı, hasımları aşıp, herşeyin daha iyisini ortaya koymaya, bağımsız, gerçek ve orjinal ilim ve teknoloji müesseselerini kurmaya yönelmeliyiz. (sf. 28)
TÜBİTAK Bilim Kurulu başkanı bir konuşmasında 1980 yılında dünyadaki bilimsellik sıralamasında 41. sıralarda olan ülkemizin, bugünlerde 46’ya düşmüş ve gerilemiş olduğunu ifade etmiştir. (sf. 30)
İlimler de tek bir şahsın, nekadar yetenekli olursa olsun ihata edemeyeceği kadar çoğalmış,genişlemiş ve gelişmiştir. Bu müşahede bizi işbölümüne, kolektif çalışmaya, düzen ve organizasyona, ihtisaslaşmaya sevk etmektedir. (sf. 31)
“Emanet zayi edildiği zaman kıyametin kopmasını bekleyiniz.” İş ve vazife ehli olmayan kimseye verilmeye başlandığı zaman kıyametin kopmasını bekleriz.”
O halde: Aramızda kuvvetli bir iş bölümü yapacağız; her işi onun ehli olan yetkili ve becerikli kimselere havale edeceğiz; kendi sahamızda var gücümüzle çalışıp en üstün bilgiyi, en derin görgü ve tecrübeyi kazanmaya çalışacağız; bu şahsi çalışmaları en güzel tarzda akort ve kordine ederek en üstün başarıyı ortaya koyacağız. (sf. 32)
Bunlar gibi “edebiyat” sözünün de İslam kültürümüzde, “edep” sözünden türemiş olması çok dikkat çekici bir husustur. (sf. 33)
Acı bir fetretten sonra ülkemizde yeniden gür bir şekilde yeşerip filizlenen dinamik iman nesli bu fesahat ve belagat ummanına dalmalı, feyzini eşsiz imanından alarak, artık Garbı veya Şimâli taklitten özüne dönmeli, inancının edebiyatını kurup terennüm etmelidir. (sf. 34)
Öncelikle: Harika manzaralar, pırıl pırıl güneş, taptaze hava, sıhhat dolu kırlar, karlı dağlar, yeşil ormanlar, şahâne yaylalar, mümbit ovalar, temiz denizler, nefis koylar, bol ve çeşitli av hayvanları, türlü meyveler, çeşitli sebzeler, şifalı otlar, sayısız ılıca ve kaplıcalar, akarsu, göl, deniz ve denizaltı imkân ve varlıkları… gibi imrenilen tabiat zenginlikleri hatıra ve göz önüne gelir.
Üstelik pak dinimiz, sâfî imânımız, yüksek ahlâkımız ve onlardan kaynaklanan insan sevgimiz, olgunluk ve görgümüz, hayır ve hizmet anlayışımız, âlicenaplık, merhamet, cömertlik, misafirperverlik gibi meşhur hasletlerimiz, sağlam aile ve cemiyet bünyemiz, köklü töremiz, ilim aşkımız, hakikat sevgimiz, alime saygımız, sabrımız, tahammülümüz, cesaretimiz, kahramanlığımız, zengin folklörümüz, bol çeşitli giyim ve mutfak geleneğimiz, muazzam müziğimiz, şahane bediî sanatlarımız, erhüner ve ustalıklarımız, muhteşem dil ve edebiyatımız… gibi iftihar edilecek sosyal ve kültürel değerlerimiz var. (sf. 35-36)
Hepimiz her yobazlığın, terbiyesizliğin karşısına mertçe çıkabilmeli, yüksek bir medeni cesaretle hakkın ve haklının yanında yer alabilmeliyiz. Zalimin, cahilin, edepsizin, mütecavizin, hakimiyetini ve hücumunu engelleyecek, müessir ve caydırıcı, kuvvetli bir efkâr-ı umumiye kurmak şarttır. Eğitimin her seviyesinde insanımıza sevgiyi, hoş görüyü, ilim zihniyetine vermekte çok titiz davranmalıyız. (sf. 38)
Madem ki münkirler bu kadar faal, katı ve mütecavizdir, o halde siz de gayrete gelmeli, doğrunun ve güzelin tebliğine çalışmalı; açık seçik, tavizsiz ve tevilsiz gerçeği söylemeli, İslâm’ı eksiksiz anlamalı; göğsümüzü gere gere “ben müslümanım!” diyebilmeli, inancınızı gönlümüzce yaşamalı ve baskılara boyun eğmemelisiniz. Sanırım şu sırada yapılacak en önemli işimiz budur. (sf. 41)
1. İslam dini ve kültürünü ve iyi öğrenmek.
2. Yeni ve yakın tarihi iyi bilmek.
Günümüz olaylarının kökleri ve sırları yakın tarihtedir.
3. Lisan öğrenmek.
4. Şahsi dostluk kurmak.
5. Kurulmuş organizasyonlarda görev almak. (sf. 44-45)
“Ehemmi, mühimme tercih etmeli” yâni daha önemli çalışmalara öncelik vermeliyiz. Bunca menfi şartlar ve gelişmeler karşısında âşıkâne şiir yazmanın, şarkı türkü bestelemenin, sporla piknikte vakit öldürmenin, plajda güneşlenmenin, tatil yerlerinde safa sürmenin, nemelazımcılığın, vurdumduymazlığın… faturası çok ağır gelebilir. Faydasız ilim ve sanattan, düşmana destek, dostlara köstek olmaktan Allah’a sığınırız. Tüm imkan, fikir ve kalem erbabının tam bir ciddiyetle her türlü hüner ve sanatını, bütün güç ve muktesebatını Hakk’ın ve hayrın hizmetine yöneltmesi şart. İmanımızın zinde kalması, hürriyet ve emniyetimizin sağlanması, bekamızın temini, varlığımızın savunulması, korunması, gelişmesi, güçlenmesi ve yükselmesi için alarma geçmeli, seferber olmalıyız. (sf. 46)
Teklifim: Hepimiz, her tür tarihi eserlere yakın ilgi, sevgi ve saygı duymalıyız. Bu konuda okul eğitiminde gerekli telkinleri ciddi olarak vermeli, yaygın halk eğitimi vasıtalarıyla toplum da şuurlandırılmalıdır. (sf.51)
Kültür ve sanatımızdaki bu öze dönüşü düzenleyecek, hızlandıracak ve yabancı rakipleri yenebilecek kalitede kalitede her türlü çalışmayı yapmak şarttır. Ayrıca, kendi inancımıza, ruhumuza, zevkimize uygun hikaye, roman ve şiirimizi,sinema ve tiyatromuzu, musuki ve sair güzel sanatlarımızı, dergilerimizi,yayınlarımızı, bant ve videolarımızı…dikkat ve ilgi ile izlemeli, tanımalı, sevmeli ve desteklemeliyiz. (sf. 53)
O halde bizlerde mukabeleten ayrı metotla çalışmalı, onları dikkatle incelemeli, kültür, medeniyet,din, inanç, örf, adet ve zihniyetlerini, püf noktalarını iyi öğrenmeliyiz. Onlar arasında bize faydalı olabilecek eleman ve malzemeyi tespit etmeliyiz.
Her yabancı ülke, millet, dil, din,kültür, ve medeniyetle ilgili ciddid ve sağlam karakterli mütehassas eleman yetiştirmeli, bilimsel araştırmalar yapmalıyız. (sf. 58)
Bütün bu konulardaki söz, faaliyet ve ahkam kesme hakkı mutlu bir azınlığın elinde gibidir. Bunların çoğu maalesef genelde kökü dışa bağlı ideolojilere, gizli, yabancı sosyal teşkilatlara mensuptur; dolayısıyla bize yabancı, halka ve hakka hasım azınlık bir grup teşkil ederler. Bu nadanlar bizi ve bizim asil duygularımızı ne bilsin! (sf. 60)
Mahalli idari ve belediyeler bu yağma ve tahribi önleyecek gücü ve estetik olgunluğa ermiş değil. Hükümetlerin yerleşim olayını mutlaka yurt çapında geçerli genel prensip kararlarına ve merkezi çağdaş bir planlamaya ve sıkı bir kontrole tabi tutması icap eder. (sf. 63)
O halde biz müslümanlar, karşılık olarak, tüm diğer dinleri iyi incelemeli, onların bozuk ve batıl inançlarını ortaya koymalı, İslam’ın güzelliklerini mukayeseli olarak onlara anlatmaya üstün gayret göstermeli, onları kendi hatalı hallerine bırakmamalıyız. Bu usul peygamber ve sahabe yoludur ve bizim en önde gelen görevimiz olmalıdır. (sf. 67)
Onun için tüm müslüman aydınları diğer dinleri yakından incelemeye, tüm islami yayın yöneticilerini, onların yanlışlarını yayınlarında periyodik olarak dile getirmeye davet ediyorum: Müslümanlar, ayrıca her yerde dinler tarihi enstitüleri kurmalı; ihtida eden, müslüman olanların neden müslüman olduklarını incelemeli; fikirlerini, hayatlarını kaydetmeli; gayrimüslimleri İslam’a davet çalışmalarını ve metodlarını geliştirmeli, kitaplar,broşürler neşretmeli, irşat ve tebliğ heyetleri teşkil etmeli, bu konudaki tüm diğer çalışmaları canla başla desteklemelidir. (sf. 68)
Tarihi maziyi, olanları, olayları, hataları, suçluları iyi bilmeliyiz. Bizden koparılan ülkeleri, oralarda yaşayan mazlum kardeşlerimizi hiç unutmamalıyız. Onlara karşı büyük görevlerimiz ve sorumluluklarımız var. Şu asırda çok dertli ve çok derin kederliyiz.Kararlar giysek, Selahaddin-i Eyyübi’nin, Kudüs Haçlılar’dan kurtarılıncaya kadar hiç gülmemeye ahdettiği gibi, kendimize zevki, tebessümü yasaklasak sevaptır.
Yapılacak çok iş var, herşeyden önce eldeki kale; Türkiye’yi yüceltmek, geliştirmek ve kuvvetlendirmek zorundayız. (sf. 69)
Herkes küçük meselelerle uğraşmaktan, birbiriyle çekişmekten, mü’minlerin gücünü parçalamaktan veya kısır yönlere çekip harcayıp düşmek keyfine ve zevkine hizmet etmek şöyle dursun, aksine bu yolda kesenin ağzını açmak, masraf yapmak, zarar etmek, eza cefa çekmek,hatta gerekirse,şehit olmak şuuruna yükselmelidir.
Türkiye’miz maalesef iyi durumda değil; şahsiyeti ve itibarı çok zedelenmiş, Beynelmilel güçlerin tesirine fena tutulmuş, sahip olduğu değerlerin ve imkanların farkında değil.
Bu garip manzara bir çok İslam ülkesinde de şaşılacak derecede aynı. Demek ki kıyamet belli bir merkezden planlanıyor, buna çok dikkat etmeli ve oyuna gelinmemeli!
Bu olumsuz durumun oluşmasında biz insanların ihtimallerinin ve aldatılmalarının da payı çok. (sf. 70)
Bu garip durumdan kurtuluşumuz,heyecan ticaretiyle değil, akl-ı selimle, çağdaş ve bilimsel çalışmalarla gerçekleşebileceğine tüm kalbimle inanıyorum.
Yeterli ve olgun bir bilim kadromuz da oluştu. Şimdi sadece finans zorluğu çekiyoruz. (sf. 71)
Ülkemizde İslam Kültür ve Medeniyetini Koruma ve Geliştirme Çareleri*
Bizi kuşatan esrarlı kainatı, şu mehteşem güzellik, düzen ve mükemmelikte tarayan yüce Allah’ın bizim üzerimizde sayılamayacak kadar çok lütufları ve nimetleri vardır; O’na sonsuz hamd ü senalar olsun!
Hiç şüphesiz Allah’ın bize en büyük lütfu, en şümullü nimeti İslam dinidir. Çünkü mahzun ve şaşkın beşeriyet ancak onunla sağlıklı, dirlikli, düzenli, huzurlu, ve mutlu olabilir; ahiret hayatının ebedi saadeti de ancak onunla kazanılabilir.
O halde maneviyat, iman ve islam insanlık için tüm diğer maddi ve dünyevi konulardan daha önce gelir ve çok daha fazla önemlidir. İşte bu temel anlayıştan dolayı biz, İslam iamnı ile yoğrulmuş milli kültürümüze tarihimize ve kültür eserlerimize büyük önem veriyoruz. Çünkü ona sahip olanlar etkin ve saygın kişilikli, soylu ve asaletli, dinamik ve güçlü olurlar.
Kaldı ki bizim kültürümüz tüm diğer doğu ve batı kültürlerinden birçok yönden daha üstündür. Bunu tarafgir ve garazkar olmayan tüm yabancı bilim adamı ve araştırıcı da itiraf ediyor.
Müslüman ecdadımız çağlar boyu İslam’a çok candan sarılmış, onu çok iyi öğrenmiş, hatta en büyük din alimlerini yetiştirmiş, en değerli kaynak eserleri meydana getirmiş, tüm özel ve sosyal hayatlarına, evlerine, ticaretlerine, sanat ve edebiyatlarına, hukuki, mülki ve idari kurumlarına İslam’ı maharetle uygulamış, böylece muazzam bir İslam kültür ve medeniyeti oluşturmuş bulunuyor. Bu bizim için göz kamaştırıcı bir hazinedir; son derece renkli ve tatlı, çok ileri ve üstün, pek zarif ve nezih, ziyadesiyle değerli ve sevimli, olağanüstü safhada medeni, modern ve insanidir.
Çünkü bu kültür, inanca, edebe, insan haklarına –göstermelik olarak değil- gerçekten bağlı,
Samimi bir zihniyetin ürünü ve ilahi adaletin önünde bir gün mutlaka hesap vereceğine inanan; şeytanın, nefsi emmarenin, dünyalık hırsının, zevkperestlik ve şehvet düşkünlüğün insanları nedenli küçülteceğini, hatta gattar ve hunhar yapacağını, çıkarcı ve sömürücü, insafsız ve merhametsiz kılacağını çok iyi anlamış, sorumluluk ve vicdan duygularına sahip, gözü ve gönlü tok, iç alemi zengn ama dışı sakin ve sade, imanlı ve akıllı, kuvvetli ve duygulu, asil ve vakur, bilgin ve bilge kişilerin eseridir.
Ama muazzez ve mükerrem, şahane ve muhteşem kültür ve medeniyeti kim koruyup kollayacak, bilecek ve yaşayacak, çağın arayış içindeki insanına ulaştıracak ve tüm dünyaya yayacak?
Hem de tarihten gelme kin ve taassupla onu yok etmeye çalışan bunca fanatik ve gözü dönmüş İslam düşmanlarına, hilekar ve sinsi rakiplerin, sömürücü enperyalistlerin, iç ve dış bozguncuların tahripkar ve gattar çalışmalrına rağmen…
İşte bu zor ve çok asil bir görev şimdi bizim omuzlarımıza yüklenmiş bulunuyor. Durum kritik, zaman az, imkanlar kısıtlı, kadrolar zayıf, kitleler gafil. Halkımız; radyo, televizyon, gazete, dergi, kitap, kaset yayınlarıyla, tüm yaygın ve örgün eğitim kurumlarıyla, gizli düşman örgütlerle öz kültüründen ve onu her yönden güçlü kılan imanından koparılmak ve hıristiyan Batı kültürü içinde eritilmek isteniyor. Gençler havai boş, dejenere ve kozmopolit yetiştirilmeye çalışılıyor. Bütün bunlarda, Batı’nın kültür emperyalizminin, kilise- misyoner emellerinin, içimizdeki azınlıkların, milli kültürden kopuk yetişmiş aydınların, ülke bütünlüğünü bölmek isteyenlerin büyük gayretleri, tesirleri ve iş birlikleri var.
Malesef Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıklarının ve devletin diğer ilgili ve sorumlu kurumlarının milli kültürümüze bağlılıkları kesin ve hizmetleri tatminkar değil; hatta eğitim genel politikasının hedeflerinin, milli ve dini kültürümüze ters, onunla çatışan, onu hasım ve muhalif olduğu zaman zaman açıkça görülebiliyor.
O halde cihan tarihinde eşi ve emsali bulunmayan bu şaheser kültür ve medeniyeti yok olmaktan tahrip ve yağmalanmaktan kurtarmak için – inanan insanlar olarak – bizlerin derhal harekete geçmesi, acilen tedbirler almaya girişmesi gerekiyor.
Kanaatimce zaman geçirmeden bir bir, milli kültürü koruma ve kurtarma seferberliği ilan etmek olağanüstü hal statüsü uygulamak ve öncelikle şu tedbirleri almak zorundayız:
1. Kültür konularında mütehassıs, inançlı ve hizmete gönüllü bilim adamı ve araştırmacıların kurumlaşması ve iş birliği yapması . ( Bu hususta bizim İlim, Kültür ve Sanat Vakfımız faydalı olabilir.)
2.Her il, ilçe ve beldede derhal bir İlim, Ahlak, Çevre ve Kültür derneği kurmak, yörede yapılacak çalışmaları buralarda müzakere etmek; böylece doğal, sosyal, ve tarihi çevreyi, inanç, bilim, mimarlık sağlık ve estetik esaslarına tam uygun olarak korumak ve geliştirmek için kararlar almak ve bunları titizlikle uygulamak.
3. Her il, ilçe ve beldede bi Kültür Merkezi tesis etmek, kurs,toplantı ve konferans salonları, dersane ve kütüpane, açık ve kapalı spor mahalleri yapmak.
4. Yörenin İslami ve tarihi değer taşıyan peygamber, sahabe, evliya, ulema vs. meşhur şahsiyetlerinin kabirlerini,makamlarını tespit etmek düzenlemek ve güzelleştirmek, dini turizme hazırlamak.
5.Yörenin harabe, ören, kale, cami, tekke, han, hamam, kabristan,mezar taşı, çeşme, konak, kervansaray, sivil tarihi ev vesair eserlerini korumak, tamir etmek yağmalanmasını, yıkılmasını, yok olmasını engellemek, kitabelerini yeni harflere çevirerek, yeni nesillerin anlamasını sağlamak
6. Her türlü el yazısı kitap, berat,ferman, tapu, icazetname, levha, hüsnühat… eserini dikkatle korumak, bitirmek, müzelere kütüphanelere, sergilere tescil ettirmek.
7. Tarih şuuru ve milli kültür sevgisiuyandıracak yazı, yayın konuşma,kurs ve konferanslar tertiplemek.
8. Kişisel olarak Arapça , Farsça Osmanlıca ve eski yazı öğrenmek
9. Taklitçilikten titizlikle sakınmak, dini ve milli kültür, günlük özel hayatında ve çevresinde yaşamaya, tanıtmaya, temsil etmeye, sevdirmeye ve benimsetmeye devamlı bir gayret göstermek.
10.Çocukları milli kültüre bağlı ve uygun yetiştirmeye var gücüyle çalışmak.
11. Milli kültür düşmanları, hasımları ve rakipleriyle şuurlu şekilde mücadele etmek. (sf. 75)
Körfez savaşı bizim için büyük ibrettir, çünkü maskeler düşmüş, kimin hangi cephe hesabına çalıştığı ortaya çıkmıştır.
Ama aldana aldana bir gün aldanmamayı, yenile yenile birgün yenilmemeyi öğreneceğiz. (sf. 80)
Bütün ciddi faliyetler, kaliteli ve uzman kadrolar vasıtasıyla başarıya ulaşabildiğinden, şahsen çok iyi yetişmiş olmamız gerekiyor. Bunun için hiç boş zaman harcamadan gayret etmeli, iyi bir tahsil yapmalı, iyi bir yabancı dil ve Arapça eğitimi görmeli iç ve dış neşriyatı dikkatle takip etmeli, “ilmi araştırmaya” , grup çalışmasına ve “ istişare”ye çok önem vermeli, verilen sosyal ve dini görevleri ihlas ve fedakarlıkla yaparak, iş içinde bilgi ve tecrübe kazanmaya çalışmalıyız. (sf.89)
İlme, ilmi araştırma ve geliştirmeye, teknolojiye çok önem verilmesi; yeniliklerin sıkı bir şekilde takibi, ilim kurumları ve ilim adamları arasındaki ilgi, irtibat, iş birliği ve yardımlaşmanın sağlanması, Ümmet-i Muhammed’in uyumlu, hızlı ve topluca kalkınması için bir Araştırma enstitüsü kurulması;
Dünya üzerindeki ırkdaş ve dindaşlarımızı inceleyerek ciddi bir enstitünün kurulması;
Ümmet arasındaki ihtilafları sulh yoluyla çözecek bir İslam Adalet Divanı kurulması;
Ümmet için müşterek bir “para birimi” konulması
İslam ülkelerini birbirlerine tanıtacak, sevdirecek ve yaklaştıracak kültür politikaları, sözlü,sesli,yazılı ve görüntülü yayınlar hazırlanması, (sf. 93-94)
Her şeye rağmen Bosna – Hersek, Sancak, Kosova,Makedonya ve Arnavutluğa yardım etmek boynumuzun borcu ve milli menfaatlerimizin vazgeçilmez gereği olarak karşımızda durmaktadır. (sf. 99)
Müslüman ülkeler genellikle ilim ve teknolojide, rakiplerinden geri durumda olduğundan, bu açığı kapatmada çok ciddi çalışmalara girmek, çok büyük yatırımlar yapmak zorundadırlar.
En önemli mücadele sahalarından biri de “ ekonomi”dir. Bugün dünya üzerinde kıyasıya bir ekonomik savaş sürdürülüyor. Bazı ülkeler bozuk ekonomik dengeleri sebebiyle çöküp dağılırken, diğer başkaları da güçlü ekonomileri sayesinde esaret ve bağımlılıktan kurtuluyor, hürriyetini satın alıyor, reah ve mutluluğa ulaşıyor. (sf. 102)
700 yıllık milli dış politikayı terk etti; milli kültürü orf ve adetleri, edebiyat, dil ve yazıyı, kılık kıyafeti, ahlak anlayışımızı, tüm yaşantımızı hıristiyan batı zevk ve zihniyetine uygun hale getirmeye olağanüstü gayret sarf etti; (sf. 105)
Bunun için her yönden var gücümüzle teçhizatlanmalıyız; detayı ilim ve teknik, birlik ve beraberlik, araştırma ve meşveret, ihlas ve gayret ortaya çıkaracak. Allah mü’minlerin yardımcısı olsun! Müslümanları aziz ve muzaffer, muvaffak ve galip eylesin! (sf. 106)
Kendimizi olayların akışına, rehavete,tembelliğe,nemelazımcılığa bırakamayız; yapacağımız işin büyüklüğü, düşmanlarımızın çokluğu ve kuvveti bizi yıldırmamalı; çünkü Allah’a inanıyor, asıl hayatın ahiret hayatı olduğunu biliyor, Allah bize yardım ederse, kimsenin bizi yenemeyeceğine kani bulunuyoruz. (sf. 107)
Dünyadaki bütün ilimleri, yenilikleri, buluşları, keşifleri çok yakından takip edelim, öğrenelim, fişleyelim, bilgisayarımıza depo edelim, yükleyelim.Kendimiz de yeni özel araştırmalar yapalım, kimseye muhtaç olmadan işlerimizi görmeye çalışalım, gerekirse yeni aletler cihazlar, metotlar ortaya koyalım ;
“İlim namına size sunulan her bilgi doğru değil; karşınızda konuşan her ilim adamı gerçeği söylemiyor.” (sf. 108)
Yazılar yalan, rakamlar yalan, anketler yalan, sinsi, usturuplu, bilimsel ambalajlı yalan…
Kitapların, makalelerin elenip bunlardan ayıklanması, bazı konuların da mutlaka yeniden yazılması lazım. Yalan ve yanlışla,tahrifat ve tezvirat ile bu bozuk kafalı ve kara kalplilerle ciddi mücadele etmek halkı uyandırmak gerekli. (sf. 111)
Bizi Osmanlı Devlet-i Aliyyesi gibi telakki ediyorlar bu yanlış da değildir; çünkü dünya üzerinde bizim kadar gelişmiş, nüfusu kalabalık, istiklalini sağlamış başka bir İslam ülkesi yok. (sf. 112)
İslam kardeşliği kitaplarda değil, yaşanan hayatta fiilen tahakkuk etmelidir.Müslümanlar sadece camide, cumada, hacda, umrede değil,cihana yön verecek sosyal, kültürel, dini, İktisadi,ticari konularda da bir araya gelmeli, güçlerini birleştirmelidir. (sf. 113)
Demek ki ülkede anayasa ve kanunları indi ve keyfi yorumlarda uygulatmak isteyen, İslam’a ve müslümanlara devlet düşmanı gözüyle bakan, halka dini konularda baskı yapmaya çalışan, laikliği din düşmanlığı olarak gören ve kullanmak arzusu taşıyan, antidemokratik kişi ve kuruluşlar da var. (sf. 120)
Çünkü dünyada hala kaba kuvvet ve orman kanunu cari ve hakim; çünkü hak ve hürriyetler kolayca verilmiyor, uzun ve ciddi mücadelelerle, kuvvet dengeleriyle, pazu gücüyle alınabiliyor; çünkü maalesef hala büyük yığınlar ve pek çok kişiler, haklarını savunmasını bilmiyor, harekete geçmiyor, gayret etmiyor, zahmet çekmiyor,ter dökmüyor. Toplumun meseleleriyle yakından ilgilenin; derneklere, teşkilatlara, partilere,yönetimlere iştirak edin; iyi insanlarla iş birliği sağlayın; haklı olduğunuz kadar kuvvetli olmaya da çalışın; güçlü, titretici, korkutucu, caydırıcı, ürkütücü olun; zalimden mutlaka intikam alacağınız, haksızdan muhakkak hesap soracağınız kesinlikle bilinsin ki zulüm, olmadan engellensin, herkes haddini bilsin, hizaya gelsin, hakka tabi olsun! (sf. 122)
Demek ki aslolan iman, İslam, ilim,irfan, edep, ahlak, şeriat, taharet ve nezafettir. Mü’min her yerde onları aramalı, onlara sarılmalıdır; onların olmadığı yerde durmamalı; dinini öğrenebildiği, uygulayabildiği yerlere hicret etmeli, öyle toplumlar, öyle kentler kurmalı oralarda yaşanmalıdır.
Eğer doğruluğu,dindarlığı,ihlası,takvası,irfanı dolayısyıla dokuz köyden dışlanıyor, kovuluyor, çıkarılıyorsa, kendisi gibi mü’min, halis, mulis, muttaki, mübarek, mütedeyyin, arif, fazıl, kamil… kimselerle onuncu köyü kurmalıdır…
Yaşasın ilimli, irfanlı,imanlı,düzenli, dirlikli, sağlıklı, temiz, nezih, izzetli, şerefli, nurlu, onuncu köyler,beldeler,şehirler! (sf. 128)
Kategori: Okunan Kitap
Yorumlar
Yorum yok
Yorum Yapın