DEVLET SIRRININ BÖYLESİ
Önce “Gladio” kavramı ile ve temiz toplum kampanyaları ile meşgul olduk. Bizimle ilgisi yoktu. Ecnebi memleketlerinde böyle şeyler oluyordu. Sonra birden bire büyüklerimiz bizde de “kontr-gerilla” diye bir teşkilattan söz ettiler. Özel harp dairesi dediler, jitem dediler, susurluk çetesi dediler. Bu konu etrafında kitaplar yazıldı, kahramanlar oluşturuldu, filmler çekildi, diziler oynatıldı.
Sonunda “DERIN DEVLET” denilen kavramı kabul ettik. Hatta bir kısım insanlarımız bunun meşru ve olması gereken bir yapı olduğunu savunur oldular.
Yazılıp çizilen onca araştırma ve deneme kitabından sonra, gazetelerde çıkan tefrika ve haberlerden sonra anladık ki birçok gizli teşkilat vardır ve bunlar kendi emelleri için sürekli çalışmaktadırlar.
“Tek Kişilik Devlet Sırrı”nda bu şekilde illegal çalışmalar yapan birilerinin varlığını farklı bir bakış açısı ile sunmaya çalıştım. Derin devlet denilince sadece askeri yöntemler, filimlerdeki gibi patlayan tabancalar akla geliyor. Ancak başka birçok yöntemin olduğunu, çok daha farklı mekanizmalar kullanıldığını da biliyoruz.
“Tek Kişilik Devlet Sırrı”nda iki önemli konuya macera tadında değinmek istedim. Birincisi “BILGI GÜVENLIĞI” ki bu konuda Türkiye’de yeterince ciddi çalışmalar yapılmadığını düşünüyorum. İkincisi de Komplo Teorileri.
Bilgisayarlar hayatımıza girdikçe ve en önemlisi “e-devlet” diye bir kavramdan söz ettiğimiz bir ortamda bilgi güvenliği çok çok büyük önem arzetmektedir. Yeterince güvenlik önlemi almadan bilgisayarların hayatın her alanına girmesi daha önce hiç karşılaşmadığımız sahtecilik olaylarına, ummadığımız sorunların çıkmasına yol açıyor.
Bilgi güvenliği basit bir mesele değildir ve devlet düzeyinde tedbirler alınması gerekmektedir. İnternetteki tek tehlikenin virüsler ve spamlar olduğunu düşünenler casus yazılımları öğrendiklerinde çok şaşırıyorlar. Herkese açık mail sitelerinden bir mail alıp bununla haberleşmelerini yapan bazı arkadaşlarım bu maillerin sistem yöneticileri tarafından okunabileceğini veya yolda giderken açılıp okunabileceğini duyunca inanmak istemediler. Çünkü bütün gizli yazışmalarını mail ile yapıyorlardı.
Komplo teorileri konusunda da biraz farklı düşünüyorum. Komplo teorileri’nin bir kısmı “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” misali gerçeğin bir parçasıdır. Ancak bazıları da tamamen hayal ürünüdür. Hayal ürünü olan komplo teorileri eğer tedbirli olmak için kullanılırsa faydalıdır da denebilir. Ancak paranoya denilen psikoloıjik hastalığa da sebep olabilir. Komplo teorisi ile yatıp komplo teorisi ile kalkan bazı kimseler bir süre sonra gerçek hayattan kopabilirler.
CIA’in ilk kuruluş yılında 1947′de ABD Savunma Bakanı olan James Forrestal 1949′da komünist ajanlarca kuşatıldığına dair paranoyak düşünceleri sonucu Berhasta Deniz Hastanesinde tedavi altına alındı ve hastanenin penceresinden atlayarak intihar etti.
Komplo teorilerini bazen hakim güçler desteklerler. Böylece sahip oldukları gücü daha da büyük göstermeye çalışırlar.
“Tek Kişilik Devlet Sırrı”nda da bu konudaki başka bir ihtimale dikkat çekmek istedim. Yıllardır üzerinde konuşulan CIA belgelerine dayandırılan (elbette yayınlanan CIA belgeleri) zihin kontrol operasyonları. Uzaktan veya ilaçla insanın robot gibi kontrolü mümkün müdür? Ben bunun mümkün olmadığına inananlardanım. Ama hipnoz veya hipnotik etki oluşturan ilaçlarla bir insanı kendi iradesini elinden aldığınıza ikna edebilirseniz istediğinizi yaptırırsınız. Bu ahlaki olmayan sinsice bir yöntemdir.
Bu sebeple hipnoz’un faydalı ve ahlaki bir şey olmadığını düşünüyorum. Daha çok kötüye kullanma potansiyeli olan bir yöntemdir.
Romanın kahramanı Necati, gizli bir teşkilat tarafından kaçırılıp etki altında bırakılmak isteniyor. Uzaktan Zihin Kontrolü veya mikroçiple takip yöntemleri kullanılarak takip edileceğine ikna edilmeye çalışılıyor. Necati bu oyuna gelmek istemiyor. Ancak o kadar ustaca tuzak kurulmuş ki kahramanımız vücuduna bir mikroçip konulduğunu düşünüyor. Nitekim midesinde bir mikroçip tesbit ediliyor. Bu mikroçipi çıkartmak için hastaneye başvuruyor. Bu arada onu takip edenler bu mikroçipi çıkratmasına izin vermek istemiyorlar. Hastanedeki doktorları belki korkutarak belki etkileyerek vazgeçiriyorlar. Nihayet kahramanımız mikroçipi gizlice midesinden çıkartıyor.
Mikroçipi incelediklerinde ise bunun kendi telefonunun sim kartından çıkan çip olduğunu öğreniyor. O zaman oyun gayet basit. Ona bir mikroçip taktıklarını ve bundan kurtulamayacağını eğer kabul ettirirlerse kahramanımıza boyun eğdirmiş olacaklar. Fakat bu kadarla da bitmiyor. Bütün bunlar olduktan sonra bile kahramanımızın çevresi bütün bu olanlara, kaçırılma hikayesine inanmak istemiyorlar ve Necati’nin klasik bir paranoya yaşadığına kanaat getirip psikolojik tedavi altına alıyorlar.
Kahramanımız bu durumda da pasifize edilmiş oluyor. Bunun üzerine hiç kimseye söylemeden sadece kendisinin bildiği ve kendi yürüttüğü bazı yöntemlerle bir takibat başlatıyor. Sonuçta vardığı sonuç oyunun çok daha farklı olduğunu ortaya çıkarıyor.
Kahramnımız BGA adında bir güvenlik şirketinin başındadır. Bu kurum bilginin güvenli bir şekilde (hiçbir izleme ve istihbarata takılmadan) iletilmesini sağlıyor. Bu sebeple de gizli istihbarat örgütleri tarafından sürekli taciz ediliyor, işbirliği yapmaları için zorlanıyor.
Klasik yöntemleri ile muvaffak olamayınca kurumun beyni olan Necati’ye böyle bir oyun oynamak suretiyle onun işinden uzaklaşmasını sağlamak ve daha önce gizlice bu kuruma soktukları kendi adamlarını aktif bir göreve getirmek istiyorlar.
Bu kitabı yazarken heyecanlı bir macera olmasını ve satır aralarındaki bol mesajlara rağmen sürükleyici bir roman olmasını hedefledim. Daha ilk sayfalarda başlayan düğümün kitabın sonuna kadar tam çözülmemesini sağladım.
Edebi olarak nasıl bir kitaptır buna eleştirmenler karar verecekler. Elbette ilk kitabım olduğu için hataları vardır. Bu hataları düzeltmek ve kendimi geliştirmek benim çabam olacaktır. Gerisine okuyucu karar verecektir.
Feyzeddin ALPKIRAY
Kategori: Eserleri
Yorumlar
Yorum yok
Yorum Yapın